23/10/2009 ·

mustafa aslan'ın fikri uzun'la ilgili yazıları



KURTULUŞ YOLU

 

Kurtuluş Yolu, eğitim emekçisi Fikri Uzun’un yazılarından oluşmakta. Yazar, bu yazılarını aralılarla da olsa yirmi altı yıl okurlarıyla görüşlerini paylaştığı Kastamonu Gazetesi’nde yazmış. Yazıların yerel bir gazetede yayımlanması nedeniyle de önemli.

 

AB, ABD ve İsrail

 

Fikri Uzun, Kurtuluş Yolu adlı kitabındaki yazılarının çoğunda günümüzün sorunlarını irdelemektedir.  AB ve ABD’nin ülkemizi nasıl çıkmaz bir sokağa doğru sürüklediğini tarihi bilgilerimizi anımsatarak veriyor.

 

AB ve ABD derken Fikri Uzun BOP’tan da söz etmiş. Sudan bahanelerle dört bir yana “Çaplan çalan” Amerika’nın bu palanının ardında yatan nedenleri belirttikten sonra BOP bölgesiyle ilgili bilgilerini okurla paylaşıyor. Yaşananların bugünle sınırlandırılamayacağı gerçeğini vurgulayarak geçmiş-bugün-gelecek bağlantısını kuruyor, BOP ekseninde. Bu yazılarını Ortadoğu ile ilgili yazdıklarını da ayrı tutmayarak okumak gerek. “Ve Ortadoğu” adlı yazısında “Arap-İsrail çekişmesi”ni Yahudilerin bu bölgeye olan ilgilerinin tarihsel geçmişine giderek anlatıyor. Bir yerde BOP’u ABD - İsrail imalatı bir proje olduğunu duyumsuyoruz, Fikri Uzun’un yazılarının bütünlüğü içerisinde. İsrail, Amerika’nın da desteğiyle kafa tutmaktadır bölgeye. Gözü Mezopotamya’dadır, Kenan Ülkesi’nden sonra.

 

“İbraniler bu gün; ticari, siyasi ve ekonomik alanda etkili oldukları “güçlü” Amerika’yı arkalarına alıp, geçmişin hesabını görüyor, Kenan Ülkesinden sonra, atalarının geldiği Mezopotamya’ya, Harran’a göz dikiyor olabilirler.” (s.166)

 

 

“Kurtuluş Yolu”

 

Uzun’un yapıtına Kurtuluş Yolu adını vermesi boşuna değildir. Bu, Kastamonu’da Şeker Köprü’den başlayıp Seydiler’de biten yola Kurtuluş Savaşı yıllarında verilen ad olmanın yanında bir “Kurtuluş Yolu” aranmaktadır ve o yazılarında bu yolu imlemektedir. Ülkemiz bir AB ve ABD saldırısı altındadır. Bir çıkış, “Kurtuluş Yolu” bulunmalıdır. Herkes bir araya gelmelidir. En azından sağ ve sol kendi aralarında bir birliktelik oluşturmalıdır. Dağınıklıktan kurtulmadıktan sonra kimseye kurtuluş yoktur.

 

Kastamonu

 

Fikri Uzun Kastamonu’da yerel gazetelerde yazan bir eğitim emekçisi. Doğal olarak bu kentle ilgili olarak da yazacaktır. Yerel sorunların yanında Kurtuluş Yolu’ndaki yazılarının kimisinde tarihi geçmişiyle kültür kenti Kastamonu duruyor. Osmanlı’dan günümüze uzanan zaman dilimi içinde bu kültür kentini irdeliyor.

 

Kimi zaman tarihi gelişim içinde Kastamonu’yu görürken kimileyin de günümüzde yaşanılan sorunları aktarmış yazılarında. Örneğin, Nasırullah Şadırvanı’ndan Kurşunlu Han, Frenk Şah Hamamı’nın dünü ve bugününü yazarın kaleminden zevkle okuyoruz.

 

Yazar, Kastamonu’yu anlatırken Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşı’mızı ve kahramanlarını yazılarının dışında tutmamış tam tersine odağına almış yapıtının.

 

Fikri Uzun’un yazıları bir birikimin ürünüdür. Okurken tarihi ve kültürel bir yolculuğa çıkıyor insan. Ancak sıkıcı olmayan, bir söyleşi havasında hepsi de. Sanki bir arkadaşınızla karşılıklı oturmuş konuşuyormuşsunuz gibi.

 

“Kurtuluş Yolu” her zaman vardır. Umutsuzluğa yer olmamalı yaşamımızda. Umutları yaşatır insanları.

 

Anadolu’da Fikri Uzun gibi kalemlerin çoğalması dileğiyle…

 

*Fikri Uzun, Kurtuluş Yolu, I.Basım:Haziran 2009,Yalın Ses Yayınları-İstanbul

Yorum (yok) Yorum yaz!

17/9/2009 ·

mustafa aslan'ın ve palyaçolarla gözyaşları ile ilgili yazıl





VE  PALYAÇOLARLA GÖZYAŞLARI

 

Ve Palyaçolarla Gözyaşları J. Mario Simmel’in Amerika ve Rusya’nın egemenlik çatışmasını bugünün dünyasında gelecekle bağlantılı olarak verdiği bir yapıt. Roman birçok izleği hem bağımsız hem de birbirine bağlantılı olarak değerlendirme olanağı sunuyor, okura.

 

Çevre, Silahsızlanma ve Çocuklar

 

J. Mario Simmel, Ve Palyaçolarla Gözyaşları adlı yapıtında çevre konusuna dikkat çeken bir yapıt. Çocukların duyarlılıklarıyla üzerinden canlıların durumlarını, yaşamını nasıl etkilediğini göstermiştir. Hayvanların yaşamlarının değişimini, yaşadıkları ortamdan kirlenme nedeniyle kaçarlar. Zamanın iki süper gücün liderine, Gorbaçov ve Reagan’a daha iyi bir çevre ve silahsızlanma için minik yürekler mektup yazarlar.

 

“…Kaplumbağanın ağzından. Gorbaçov’la Reagan’a, denize ulaşamadığım için öleceğimi, beynimin hasta olduğunu, atom bombalarının her şeyi zehirlediğini yazdım ve her ikisinden de, Bikini atolündeki gibi başka kaplumbağalarla hayvanların, tabi insanların da ölmemesi için atom bombalarını kaldırmalarını rica ettim.” (s.245)

 

Yapıt başından itibaren çocuk sevgisi ve silahsızlanma savunucuğu yapıyor. Yapıtın kahramanı kadın gazeteci de çocuğunu sirkte bir saldırıda yitirir. Olaylar çocuğunun katillerini bulmaya çalışan bir annenin başından geçenlerdir. Zaman zaman annenin geriye dönüşlerle oğlu Pierre’le ilgili anıları tazelemek suretiyle çocuk sevgisini ortaya koyar.

Çocukların Rus ve Amerikan başkanlara mektup yazmaları ise silahlanma ve savaş karşıtı bir roman durumuna sokmaktadır, Ve Palyaçolarla Gözyaşları.

 

Zor Bir Meslek:Gazetecilik

 

Yapıt zor meslek olan gazeteciliğin zor yanlarını da ortaya koymaktadır. Zor bölgelerde çalışanların, özellikle savaş muhabirlerinin yaşamlarını her an yitirebileceklerini yapıt özelinde okura göstermektedir.

 

Simmel’in kadın kahramanı zor bölgelerde çalışan bir kadın gazetecidir. Birçok meslektaşının yaşamının yitirmesine tanıklık eden kahramanımız kendisi gibi gazeteci olan eşini de bir patlama sonucu yitirmiştir, romanın aynı zamanda anlatıcısı da olan Norma.

 

“Beyrut’ta Pierre’le birlikte bir gün Amerikan Hastanesi’nin morguna gitmiştim, diye Norma düşündü. Vurulmuş bir meslektaşımızı teşhis etmemiz için çağırmışlardı. CBS’den Tommy Cohen’di. Yakın dostumuzdu. Yüzünden vurulmuştu.” (s.197)

 

Geleceğin Dünyası

 

Geleceğin dünyasında söz sahibi olmak isteyen iki süper güçle karşı karşıyayız yapıtta, iki Almanya’nın henüz birleşmediği yıllarda. Savaşmadan, yok etmeden insanlara egemen olma düşüncesi ister istemez gen yapısı üzerinde oynama ve virüs konusunu gündeme getirmektedir.  

Yapıtta işlenen cinayetlerin nedeni de iki süper güç ve onların uzantıları olan casusların kapışmasından başka bir şey değildir.

 

Gerilimin dozunu iyi ayarlamayı bilen bir yazar olarak, J. Mario Simmel’in günümüz sorunlarını bir sos olarak kullanmayan ereği bir takım irdeleme yapmaya okuru sürüklemektir, bana göre.  Ve Palyaçoların Gözyaşları, geleceğin dünyasının nasıl olacağını, insanın gelecekte yaşadığı bu dünyada yerinin ne olursa nasıl olacağı sorularının yanıtlarının ip uçlarının bulunabileceği bir yapıt.

 

*J.Mario Simmel, Ve Palyaçoların Gözyaşları, I. Basım:Ağustos 2009, Everest Yayınları-İstanbul




Mustafa ASLAN Kimdir?



MUSTAFA ASLAN

 MUSTAFA ASLAN 1965’TE KİLİS’İN BALİKLİ KÖYÜ'NDE DOĞDU.GAZİ ORTAOKULU VE GAZİANTEP LİSESİNDE OKUDU.YÜKSEK ÖĞRENİMİNİ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ-BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI-FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI’NDA TAMAMLADI.
HER YIL DEĞİŞİK DİLLERDE YAYIMLANAN "AVRASYA KÜLTÜR - ORTAK KİTAP" IN EDİTÖRÜDÜR.
İLK YAPITI SÖZCÜKLERİN DİLİ TUTULUNCA 1986’DA YAYINLANDI.BUNU ÇOCUKLAR İÇİN YAZDIĞI KİTAPLAR İZLEDİ .

BUNLAR:
-KINA ÇİÇEĞİ
-MAVİŞ VE SANAL BEBEK
-UZAYLILAR KIRMIZI BİSİKLETİ KAÇIRDI.
-NASRETTİN HOCA’NIN UZAY SERÜVENİ
-MAVİLİ KEDİ GAZETECİ
- EVLİYA ÇELEBİ İSTANBUL'DA
-MAVİŞ BİLGİSAYAR KORSANLARINA KARŞI
-İSTANBUL ÇOCUK
-PİR SULTANCA
-ZAMAN HIRSIZI MAVİŞ
-BİLMECE TEKERLEMECE
-MAVİŞİ İLE ŞAŞKIN ROBOT
-YUNUS EMRE
-PİNOKYO İSTANBUL’DA
-SİHİRBAZIN ŞAPKASINDAN ÇIKAN SAYILAR
-OYUNCAKLAR EĞLENİYOR
-OYUNCAKLARIN DÜNYASI
-ROBOT KÖPEK BİBO
AŞK SESİNİ ARIYOR YAZARIN GENÇLER İÇİN YAZDIĞI İLK ROMANIDIR.
1982 SES DERGİSİ,1986 TRT İSTANBUL RADYOSU ÖYKÜ ÖDÜLLERİNİ ALMIŞTIR. 



http://yazarmustafaaslangtr.gg  adresinden alınmıştır..

Yorum (yok) Yorum yaz!

17/8/2009 ·

mustafa aslan'ın doris lessing'le ilgili yazıları-1

 
 

                                            ALFRED İLE EMILY                                  

 

Edebiyatımızda da yazarın yaşamından izler taşıyan yapıtların anıdan öteye gitmeyeceği türünden kimi görüşler var. Dahası bu tür romansa roman, öykü ise öykü sayılamayacağı yönünde belirgin bir görüş birliği de var. Bence, yazarın anılarını barındırmayan yapıt yok gibidir. Yeter ki, yapıtın türü içerisinde belirli bir düzeyi yakalasın. Tıpkı Orhan Kemal'in, Rıfat Ilgaz'ın, Sait Faik'in, Ömer Faruk Toprak'ın... yapıtlarında olduğu gibi.

Doris Lesing'in  anne ve babasının yaşamından yola çıkarak yazdığı Alfred ile Emily adlı romanı savaşın insan üzerindeki etkisin anlatmakla kalmayan yazarın da yaşamından önemli izler bulduğumuz bir yapıt.

Alfred ile Emily iki ana bölümden oluşmaktadır. Her iki bölümde de yazar-anlatıcı-kahraman ilişkisiyle karşılaşıyoruz. Hatta kimi bölümlerde Lessing'in yapıtlarının yazılış süreçlerine de tanık oluyoruz. Ailesinin yaşamı üzerinden kendi özgeçmişini aktarıyor, yazar. Romanda bir yazarın hangi koşullarda yetiştiği de okura sunuluyor.

savaş


Alfred ile Emily I. ve II. Paylaşım Savaşlarını ve kahramanlarını da irdeliyor, yapıt.
Romanın I.ve II. bölümleri savaşlı ve savaşsız bir dünyayı karşılaştırma açısından önemli. İkinci bölümde insanların özellikle savaşa sürüldüğünü, bilerek çarpışmaya gönderildiğini, savaş vurguncularını  hatta "asker toplayıcıları" da okuyoruz. Alfred de bilerek savaşa daha doğrusu ölüme sürülmüşlerden birisidir. O, ayağını şarapnale kaptırmakla kurtulur. Buna da sevinmektedir. 

 

"...Ah, bütün o birinci sınıf adamlar;şimdi sağ olabilirlerdi. Gözden çıkarılmışlardı;ölmek üzere savaşa sürüldüler..." (s.240)

Elbette savaş sadece ölmek demek değil. Ekonomik durgunluk ve beraberinde açlık, savaşın insanın başına bela ettiği başka bir sorun olarak çıkıyor karşımıza, Doris'in yapıtında.

Ona göre, savaşlartın irdelenmeyen yönleri vardır. Lesing sözü II. Paylaşım Savaşı'na getirerek savaşın açıklanmayan yönleri olduğunu belirtir.

 

"Evet. Ne kadar çok savaş filmi çekerlerse çeksinler, bu gerçek değişmiyor; filmler genellikle Naziler hakkında, oysa bütün dünya savaştaydı; koskoca çatışma alanları doğru dürüst irdelenmedi bile." (s.250)
 

kadın ve anne-kız


Kadın ve evlilik konusuna birinci bölümde değiniyor, Lessing. Kadının bir mal olmadığı gerçeğinin altını çizmekten başka yazar, yanlış evliliğin bir kadını nasıl bitirdiğini, eşlerin karşılıklı sorumluluklarını, evlilik dışı ilişkileri oldukça güzel bir biçimde veriyor. Buna az da olsa ikinci bölümde de karşılaşıyoruz.

"...Karşısındaki Emily'yi, düğününü haber vermeye gelen, hayat dolu, başarmış, amacına ulaşmış kızla karşılaştırınca... Bayan Lane o Emily'yi tanımlarken "muzaffer" sözcüğünü kullanmıştı. Cigeri mideye indirmiş bir kedi." (s.57)


Yapıtta gözümüze çarpan anne-kız çekişmesidir. Bu çekişme kuşak çatışmasının ötesinde de izler taşımaktadır. Çünkü bir anne ve kız arasında yaşananlar kuşak çatışmasının çizgisi dışına çıkmaktadır. Çünkü anlatıcı daha önceleri oğullarını bunaltan baba tiplerinin yerini annelerin aldığını imlemektedir.

 

"...Şimdi onların yerini, kızlarını çıldırtan, nevrotik anneler almıştı. 1920'lerde çakılıp kaldığı anlaşılann bir anne vardı;kısa etekler giyip sallantılı, şakırtılı takılar takar, sigarasını otuz santim uzunluğunda, kehribar bir ağızlıkla içerdi;her sabah kahvaltı vakti kızının evine geliyor, akşama kadar kalıyordu..." (s.178)


Alfred Emily bir ailenin romanından çok bir yazarın çıkışını en önemlisi de savaşın yıkıcılığını insana umudu eksiltmeyerek aktarıyor, Lesing.

Doris Lesing, Alfred ile Emily, Can yayınları, İngilizce'den çeviren Püren Özgören, I. Basım:Temmuz 2009-İstanbul

 

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/8/2009 ·

mustafa aslan'ın moskof cariye hürrem'le ilgili yazıları

batı'nın kapılarını açmak

Demet Altınyeleklioğlu Osmanlı'nın önemli yıllarını içeren Kanuni Dönemi'ni Moskof Cariye Hürrem adlı yapıtında veriyor. Yazar, bir yandan Osmanlı'nın Batı'nın kapılarını açtığı, Doğu'ya da seferler süzenlediği önemli günlerini anlatırken bir yandan da kadınların tarihi nasıl yönlendirdiklerine güzel bir örnek veriyor, bu yapıtıyla.

 

rus-çerkez çekişmesi

 

Demet Altınyleklioğlu Moskof Cariye Hürrem  adlı yapıtında iki kadının çekişmesini romanın temposunu hızlandıracak ve merak ögesini artıracak bir şekilde okura sunuyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın ilk karısı Gülbahar Hanım ve Batılıların Roxelanna adını taktıkları, Ruslana adını da kısa bir süre kullanan asıl adı Aleksandra olan Hürrem Sultan romanın iki önemli kahranmanı Sultan Süleyman'ı dışarıda tutmadan söyleyecek olursak. İki kadın arasındaki çekişme romanın ana eksenini oluışturmaktadır. Yapıt Osmanlı tarihini şekillendirenler arasında kadınların olduğunu da göstermektedir.

 

 

Kanuni ve Dönemi

Yapıt, Kanuni Sultan Süleyman'ın kimi kişisel özelliklerine de zaman zaman değiniyor.Sultan Süleuyman'ın uzak görüşlülüğü, şairliği...

 Dönemin olaylarını iki hırslı ve  dişli kadının çekişmesiyle birlikte vermektedir. Rodos'un alınması yerli halkta da sevinç yaratmıştır, Osmanlı 'da olduğu gibi. Halk Osmanlı ordusunu çiçeklerle karşılamıştır, Demet Altınyeleklioğlu'nun yazdıklarına göre. (Bkz.s.425)

Rodos, Belgrad, Mohaç ... da elde edilen başarılar   Osmanlı'da sevinç yaratsa da Batı 'yı kaygıya sevk etmiştir. Yeni Haçlı Seferleri düşünülmeye başlanmıştır. Osmanlı yöneticileri içinde işbirlikçi aranmaya başlanmıştır.

 

Osmanl'ya Batı'nın kapılarını açan, ama önceki dönemler gibi de bir taht kavgasının yaşandığı tarihi bir belge olma savında olmadan, ama tarihi belgelerden hareketle yazılmış rahat ve anlaşılır bir dille yazılmış bir roman Moskof Cariye Hürrem. Demet Altınyeleklioğlu tarihi roman alanında kalem oynatmak gibi zor olan bir işin içinden başarıyla çıkmış.

 

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

Yorum (yok) Yorum yaz!

4/8/2009 ·

mustafa aslan'ın kırık deniz kabukları ile ilgili yazıları

Kırık Deniz Kabukları

Kırık Deniz Kabukları

Kırık Deniz Kabukları Selim İleri'nin parçalar bir araya getirilerek okunması gereken bir roman. Bu parçalar romanın içinde olduğu gibi başka romanları da okuyarak tamamlamamız gerekiyor. Başta Aşk-ı Memnu, Eylül, Nur Baba olmak üzre Gnç Kız Kalbi, Karanfil Ve Yaemin, Zavallı Necdet, Son Yıldız... okunması gereken yapıtların adlarını anlatıcı okura roman boyunca not ettiriyor.

 

"romanlar hayatı yapar"mı?

Kırık Deniz Kabukları, Halid Ziya Uşaklığil'in oğlu Halil Vedad'ın özkıyımla (intihar) sonlanan yaşamını anlatmaktadır. Yazar bunu yaparken Halid Ziya'nın Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah Mehmet Rauf'un Eylül'ün kahramanlarıyla kimi benzerlikler kuruyor, ayrıldığı noktaları gösterdiği yerler az da olsa var.  Halid Ziya'nın oğlu halil vedad'ın yaşamını romanlar üzerinden anlatan iİleri'nin üzerinde durduğu noktalar psiklojik ağırlıklı genellikle. AçıkçaKırık Deniz Kabukları'nda "romanlar hayatı yapar" denilmektedir.

 

"...

Böylece Halil Vedad, kendi hayatını yaşadıktan sonra, babasının eski romanındaki Behlul'le özdeşleşiyor, Behlul'un yeni hayatını... romandan sonraki hayatını sürdürüyor, kimbilir belki de bu kez hem Behlul hem de Halil Vedad mutluluğa erişiyorlar." (s.36)

eleştiriler

Selim İleri'nin Kırık Deniz Kabukları'nı yazmadaki ereği sadece Halid Ziya'nın oğlu Halil Vedad'ın yaşamını anlatmak değildir. O,  Cumhuriyet dönemine ilişkin eleştirilerini yöneltiyor, bu romanıyla. Önce Atatürk'ün himayesine karşın Halil Vedad'ı sürekli engelleyen "Vekil" yöneltilen eleştirinin bir yönü öteki yanı ise Yakup Kadri Karaosmaoğlu'nun Nur Baba adlı yapıtı yoluyla dini kurumlara ilişkin yapılan uygulamalara yönelik eleştirilerini dile getirmektedir. Yapıtın "Elem ve İhtiras" adlı bölümünde daha belirgin olarak görüyoruz.

"Vekil"in oğlunu engellemesini kaldırmak için Mustafa Kemal'e Halid Ziya mektup yazar.

 

"Oysa Cumhuriyet Türkiyesi'nin herhalde saygı duyması gereken romancı, bir mektup kaleme alıyor, oğlu Vedad Uşaklıgil'in yıllar yılı sürüp gitmiş hariciyeceilik serüvenini Atatürk'e bir kez daha aktarıyordu." (s.147)

 

Selim İleri'nin Kırık Deniz Kabukları adlı yapıtı siyasal tarihimize ilişkin eleştilerinin yanında yazın tarihimize ilişkin kimi değinmelerde de bulunuyor. Halid Ziya için düzenlenen programda olanları anlattığı bölüm, Tevfik Fikret ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na ilişkin görüşleri...

 

 

Selim İleri, Kırık Deniz Kabukları, Everest Yayınları'nda 1. Basım: Haziran 2009-İstanbul

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::